''If you want the rainbow, you have to deal with the rain''
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

27 Mayıs 2016 Cuma

İzledim: Goodbye Mr Black


En yakın arkadaşı tarafından ihanete uğrayan, elinden her şeyi alınan ve hatta katil olarak damga yiyen Cha Ji Won yıllar sonra Black adıyla geri dönerek intikamını alır. Bu sırada tanıştığı ve her daim ona destek olan Swan'a da aşık olur. 


Öncelikle her şeye başlamadan önce şunu söylemeliyim ki, Descendants of the Sun ile aynı anda yayınlandığı için hakkı yenmiş çok zavallı bir dizidir bu arkadaşlar. Cidden reytinglerine baktığımda şok oldum! Yayın saati farklı olsaydı kesinlikle bomba olabilecek bir dizi diye düşünüyorum.


Lee Jin Wook malesef benim pek sevemediğim bir oyuncu. Bana genelde çok donuk geliyor duygulu sahnelerde. I Need Romance ve The Time We Were Not in Love dışında pek gözüme girmedi. Ama burda senaryodan mıdır, karakterin doluluğundan mıdır bilemiyorum izlerken genelde hissettiğim o rahatsızlığı hissetmedim (yazar burda iltifat mı eder hakaret mi bilinmez^^)

Karakterin yaşadıkları ciddi anlamda hazmedilemez şeylerdi ve ben durduğum yerde hop oturdum hop kalktım. Tüm aile bireyleri, işi, evi ve hatta sevdiği kadın bile elinden alınıp katil damgası vurulan dürüst, iyi kalpli bir adam... 

Her zaman haksızlığa uğrayan karakterin saf saf dolanmasına, arkasından çevrilenleri anlamamasına kızan ben, bu dizide ilk bölümlerden sonra 'Black bunları yemez, Black bunu yanlarına bırakmaz, Black bu oyunu kesin anlar' nidalarıyla başrole güvenerek izledim diziyi^^ İnsanın bi hoşuna gidiyomuş bu durum yahu hihihihi


Kabul edelim bu Moon Chae Won'u suratında alık bi bakış var^^ Yani bi ölü balık edasıyla bakıyo karşısındakine. Yine de severim, az öz dizi çeken bi kadın. Ama o saçlar??? Cıx, hiç olmamış!!!

Geçmişi silik, geleceği belirsiz sevdiği adamın peşinden tam gaz koşan bi kadın burda da. Öldüğüne bile inanmıyor adamın. Çok sevdim karakteri. Yer yer anlamsızca soğuk ve donuk olsa da kabullendim o hallerini de sanırım.


Çift olarak cuk oturdular. Yani başladığında 'ya bunlar olmamış' diye geçirmiştim içimden yalan yok ama sonradan çok hoşuma gitti birlikte görmek onları. Lee Jin Wook'un beklenmedik kocaman bir gülümsemesi var ki birden insanın içini ısıtıyor. O surattan öyle bi gülümseme çıkmaz zannediyorsunuz ya hani, işte çıktığı zaman koca gamzeleriyle sizi de gülümsetiyor. Moon Chae Won'un da içinize işleyen yumuşacık bir bakışı ve çok doğal gözyaşları... Bu ikili bir şekilde puzzle gibi tamamladı birbirini, ben de şaşırdım.

Swan ve Black isimleriyle bir mucize olan Black Swan (siyah kuğu) ı oluşturdular kendilerince. Bu hikaye çok hoşuma gitti açıkçası, güzel de işlendi dizide. 

Kore dizilerinin olmazsa olmazı kolyeyken burda da bir siyah kuğu kolyesi olmazsa olmazdı tabii. Onun dışında dizide pusulaların da önemi vardı ama onları da yapıp satmazlar artık yani diyorum. Di mi? Yaparlarsa yuhunuz!


Evet, işte benim diziyi izlenilecekler listeme almamın asıl sebebi: Song Jae Rim. Çok seviyorum bu adamı. Yani sempatizm kralı, böyle bir sevimlilik yok! Kendisi 2. erkekti ama malesef rolü çok az ve yetersizdi. Her ne kadar beni iki erkek arasında kalacak duruma soktuysa da eminim ki pek çok izleyicide böyle bir etki bırakmamıştır. Cidden onu bu kadar az izlemek aşırı derecede hayal kırıklığına uğrattı beni. 

Rolü arttırılsaydı eminim ki bir Cheese in the Trap vakası daha yaşatır ve başrolün önüne geçerdi. Öyle de tatlış yemelik yutmalık bi adam çünkü bu adam!!!


Kötü adamlardan pek bahsetmeyi sevmem ama uzun zamandır beni bu kadar gıcık eden bir adam olmamıştı. Aşağılık kompleksinin insana neler yaptırabildiğinin hayat dersi diyebiliriz aslında. İyi izleyin, ders edinin, ama diyeyim aşağılık kompleksine, kıskançlıklara falan girmeyin canlarım!!! ^-^

Kendisini çok seven insanların hepsine ihanet edip, her şeylerini elinden alıp bir de sanki kendisi çabayla elde etmiş, kendi hakkıymış gibi davranan yüzsüz adamın tekini izledik! Gerçekten yaptıkları, konuşmaları ağzımı açık bıraktı bu adamın. Yani sokakta görsem bi tekme atardım bacağına oyuncunun, öyle etkilendim hihihihi^^


Dizinin özellikle ilk bölümlerindeki Tayland sahneleri çoooook güzeldi. Çekim mekanları beni benden aldı. Dizi hep orda geçsin ööööyle yaşasınlar ben de izleyeyim istedim.


Çok hızlı ilerleyen, her saniye yeni bir aksiyon olan, sıkılmaya asla fırsat vermeyen dolu dolu bir diziydi. Bol aksiyon, aşk ve yer yer komedi de vardı. Dediğim gibi Descendants of the Sun'ın gölgesinde kalmanın talihsizliğini yaşamış bi dizi bu malesef ki. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Eliniz ileri sarmaya hiç gitmeyecek^^

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Nabrut İle Çekiliş Koşun!!

En sevdiğim bloglardan birisinin sevimli sahibesi Nabrut çok güzel bir çekiliş başlatmış.


Ben açıkçası mistte tav oldum çünkü 4 mevsim deli gibi kullanıyorum hihihihihi

Siz de katılmak isterseniz burdan alalım efendim.

20 Mayıs 2016 Cuma

Hepimizin Hayallerini Diziye Çevirmişler Kızlar!!!!! DRAMAWORLD

Evet, sonunda bizim de dizimizi yaptılar arkadaşlar!!!


Claire deli gibi Kdrama izleyen, hatta artık diziyle gerçeği birbirine karıştıran bir genç kızdır. En sevdiği dizinin yeni bölümü çıktığında hayat onun için durur, her bölümü hiçbir şey kaçırmadığından emin olmak için 2'şer defa izler, ne anlattığından bihaber olan insanlara ısrarla diziyi anlatıp sanki olaylar gerçekmiş gibi onlarla bunu uzuuun uzun tartışmaya çalışır. Tabi bu sebeple işi gücü aksatıp babasından da sık sık azar işitir.

Bir gün izlediği dizide hiç istemediği bir sahneye şahit olurken öyle sinirlenir öyle kendisini kaybeder ki kayıp yere düşer. Düştüğü anda kendini birden başka bir evrende, Dramaworld'de bulur. Her şeyin dizilerdeki gibi abartılı, dramatik olduğu bu dünyada yaşananlar gerçek dünya tarafından dizi olarak izlenir ama buradaki kimse dizi karakteri olduğunun farkında olmadan yaşamaktadır. Claire'in görevi ise bir yan rol olarak baş roldeki kızla erkeğin mutlu sona ulaşması için elinden geleni yapmak ve Dramaworld'ün yok olmasını engellemektir.

Şaka gibi değil mi???


Daha eğlencelibir konu olamaz diye düşünüyorum^^ Dizi aslen Amerikan dizisi ama tabiiki de kadro Kore'li oyuncularla dolu. 

Hatta hattaaaaaa


Choi Siwon


Han Ji Min


Lee Ji Ah


Sung Hyuk ve bunun gibi pek çok ünlü ismi dizide konu oyuncu olarak yer yer görüyoruz. 

Dizi 2. sezona devam ederse başkalarını da göreceğimize eminim. 

Dramaworld el kitabıyla dizi dünyasındaki garipliklerin hiçbirine şaşırmayıp, müdahale etmeyip sadece mutlu sona götürecek yolu çizmekte yardımcı olmaya çalışan Claire'i izlemek aşırı eğlenceli. Gerçek dünyadan gelen Claire de olsa işin içinde, burası hala bir dizi dünyası ama! Elbette ki aşk üçgenleri, iyi görünen kötü adamlar, aşırı saf karakterler, ikinci erkekler eksik değil^^ Yani bi Kdramadaki tüm elementler mevcut hihiihihih

Eminim ki böyle bir dünyaya düşmek ufacık bir an da olsa herkesin hayal ettiği bir şey olmuştur^-^


Bir Jane Austen manyağı olarak daha önce benzer bir senaryoyu Lost in Austen'da izlemiş ve kıskançlıktan gebermiştim. Pride and Prejudice hayranı olan bir kız birden kendisini 1800'lü yıllarda bulur ve Mr. Darcy ile Elizabeth Bennet'ın arasını yaparak kitaptaki mutlu sonu gerçekleştirmeye çalışır. Ama bu arada kendisi Mr. Darcy'ye aşık olur.


Elbette bu dizide de benzer durumlar oldu, yoksa nerde işin cıngılı cıvıltısı dimi ama^^


Gerçekten çok enteresan ve izlemesi eğlenceli bir dizi. Kısa kısa bölümleriyle asla can da sıkmıyor. Türkçe altyazısı yok ama Korece konuşmaların İngilizce altyazılı hali var. Azıcık değişiklik isteyenlere tavsiye ediyorum. 10 bölümlük ilk sezon bitti. 10 bölümlük planlanmış olsa da talep çok yoğun olduğundan devam etme kararı alabilirlermiş sanırım. Zaten bittiği yer devamı gelicek der gibiydi.
Siz buna bir göz atın derim^^


Pekiiii siz en sevdiğiniz Kdramanın içine düşseydiniz ne yapardınız?^^





14 Mayıs 2016 Cumartesi

İzledim: Descendants of the Sun

Evet, sonunda o gün de geldi. Ben de izledim!!

Açıkçası bir süre beklemek istedim. Öyle bir çılgınlık vardı ki etrafta, dinsin de ben de milletin etkisinde kalmayayım dedim. Yoksa 1 ay önce 'bu yılın en güzel dizisi ne?' diye sorsanız henüz izlememiş olmama rağmen Descendants of the Su derdim direk heralde. Öyle etki altındaydım.

Bu arada nasıl bir rastlantıysa bu hafta 3-5 tane blogger aynı anda Descendants of the Sun yazısı yayınladı. Kalp kalbe karşı heralde^^


Geç izledin de başın göğe erdi mi, fikrin değişti mi Melly diyin bi bana? Yok değişmedi... Cidden çok beğendim, bayıldım. Hatta bu noktada yorumu bırakabilirim, fazla uzatmaya gerek yok... Ama yok, ben dayanabilir miyim? Dayanamam. Yazıcam işte^-^

Dizi kadrosu ve oyuncularıyla yılın şimdiye kadarki en iyi dizisi gerçekten.


Hayatı özel görevlerle geçen bir askerle sadece rahat yaşamak isteyen bi doktorun akıllara zarar aşkını izlediğimizi herkes biliyordur artık sanırım???


Evet! Dizi sonrasında tüm dünyayı kendisine aşık eden, tüm kızlara ideal tipi olduğunu söyleten efsane Song Joong Ki yani Big Boss... Benim için Sungkyunkwan Scandal ile zaten zirveye taşınmış bir adamdı. Burda karizması, sempatisi, albenisi limitleri aşmış durumda. Gerçekten mükemmeldi. Benim ideal tipim olmak için fazla bebek yüzlü ve 'güzel' bir adam olsa da, herkes neden bu adama aşık gerçekten anlayabiliyorum. 

Karaktere gelince, ne desem bilemiyorum... Esprileriyle acılarını örtmeye çalışan, sıcak kanlı, alaycı, flörtöz ama aşırı açık sözlü bir adam. Kızdan hoşlandı ya tak tak tak her fırsatta dile getirdi bunu, kaçmadı, adım atmaktan korkmadı. E sonunda da aldı tabi^^ En önemlisi de sadık bir asker. Gerçekten herkes onun kadar vatanına sadık olsaydı biz de bu durumda olmazdık bugün diye düşündüm izlerken.


Song Hye Kyo bence burda Kore'nin en iyi aktrislerinden birisi olma sebebini kanıtladı. Tepkileri özellikle de ağlaması o kadar doğaldı ki... Bazen gözleri dolu dolu bakıyor, bazen sessiz gözyaşları akıtıyor bazen de ağzı burnu şişercesine ağlıyordu. Helal olsun!!!

Zamanında Lee Byung Hun ve Hyun Bin'in partneri olarak oynadığı ve hatta her ikisiyle de ilişki yaşadığı için Song Joong Ki'den bir jenerasyon yukarıda kalıyo sanki. Yani şöyle diyeyim, meşhur olmasını sağlayan Won Bin'li Seong Seung Heon'lu ünlü dizisi Autmn in My Heart 2000 yılının dizisi (figüran, yardımcı oyuncu olduğu dizileri saymadım bile), Song Joong Ki'nin ilk dizisi figüran olarak 2007 yılında... Anlayın siz.

Neyse efendim, gözüme devamlı olarak yaşça çok büyük görünmesi dışında (ki Joong Ki'nin baby-face durumu da oldukça etken buna), aşırı güçlü, özgüvenli ve karizmatik bir kadındı. Yalnız bi ara adam hayatını kurtardıktan sonra onunla ayrılmaya kalktı, gıcık oldum. Hayır buldun da bunuyo musun arkadaşım? Gerçi devamlı ölümcül görevlere giden bir adamın arkasında kalmak az buz bi korku olmasa gerek... Hak vermek lazım. 


Çift olarak kimyaları ise görmeden anlayamayacağınız şekilde... Yani olmaz sanıyorsun ama öyle bi oluyor ki ağzın açık kalıyor... Nedense bunun azcık Song Joong Ki'nin marifeti olduğuna inanıyorum. 


Cidden izlemelere doyamadım onları. Her daim birlikte olsunlar ben de onları izliyim istedim.


Amaaaaaaaa... Buna rağmen benim favori çiftim Kim Ji Won ve Jin Goo'nun canlandırdığı Yoon Myeong Ju ve Seo Dae Yeong (Wolf) oldu. 


Yemin ederim ergenler gibi tüm dizi onlar bi öpüşsünler diye bekledim. Aralarındaki o itmeli çekmeli gergin ilişki, tutkulu aşk, 'ne seninle ne sensiz' durumu beni acayip bağladı. Severek ayrılmak, ayrılsalar da ayrılamamak offf feci bir aşk hikayesi...


Jin Goo Song Joong Ki'ye göre göreceli olarak daha çirkin olsa da karizması yeter!!! Beni çok etkiledi. Big Boss kadar sempatik ve güler yüzlü olmayan Wolf, arada bir tatlılık yapınca, yüzü gülünce, romantiklik gösterince daha değerli oldu tabi, daha çok hoşuma gitti^^


Kim Ji Won'u The Heirs'taki şımarık rolünden sonra azcık garipsemiş olsam da çok beğendim oyunculuğunu.

Sonuç olarak ben bu çifte doyamadım arkadaşlar. Az geldi sahneleri, güzel bir son sahne olmuş olsa bile... Onların üzerine yeni bir dizi istiyorum. Beni adıma imza toplayıp, Kore'li senaristlere mail atarsanız sevinirim.


Diziyle ilgili çok sevdiğim bir şey var. İzlediğim en gerçekçi aşık oma hikayesiydi. Yani tamam devamında efsane ve engellerle dolu bir aşk var ama başı çok doğaldı. İki kişi tanışıyorlar, adam kızı çok güzel bulup açıkça beğenisini ifade ediyor. Bikaç bahaneyle kızla görüşmeye çalışıyor ve sonunda kız da kabul ediyor. Gayet normal bir şekilde 1-2 kere buluşuyorlar. Yaşadıkları ve konuşmaları sonucu birbirlerinden hoşlansalar da yaşam tarzları ve felsefelerinin uyuşmadığına karar verip devam etmeme kararı alarak ayrılıyorlar. Adam bazı amaçları uğruna insanları öldürmek zorunda kalan bir asker, kadın ise sebep ne olursa olsun insan hayatının değerli olduğuna ve kurtarılması gerektiğine inanan bir doktor çünkü. Çok mantıklı, çok mükemmel, herkesin başına gelebilir.

Tabi kimse 8 ay sonra dünyanın öbür ucundaki ıssız bir kampta şans eseri tekrar bir araya gelemez hahha.Sonrası da dizi zaten yani beklemeyin öyle şeyler kızlar.


Çekim mekanı akıl almaz güzellikteydi. Yalnız Hollanda dedikleri ve gerçekten de Hollanda'da olan Urk dizide bariz olarak Yunanistan'dı. Yutturmaya çalıştılar bize. Yani mimari olsun, sokaklar ve hatta düzeltmeye zahmet bile etmedikleri Yunanca tabelalar olsun beni az buçuk rahatsız etti. Ama kusursuz güzel olmaz di mi?


Bikaç bölüm boyunca devam eden deprem sahneleri benim en etkilendiğim sahneler oldu. Yer yer ağladım ve çok ama çok beğendim. 

Daha önce de dediğim gibi o vatanseverlik, o insan severlik, o yardım severlik hepimizde olsa eminim ki çok başka bir noktada olurduk bugün. Aşırı derecede empati yaptım ve bana çok dokundu.

Neyse efendim...


Sizin bir diziden beklentileriniz neler???


Aşk?


Dostluk?


Aksiyon?


Komedi?


Yada belki bi grup yakışıklı kaslı adam? Hahaahahaha


Kısacası bu dizide bir dizide arayabileceğimiz her element vardı bence. 

Bunların yanında tek tek bahsetmeye fırsat bulamadığım mükemmel yan karakterler. Hem tıp ekibinde hem de askerlerde favorilerim oldu ki onlara da birer dizi olur sanki^^

O kadar sıcak, sizi içine çeken insanlar, gerçekçi hikayeler... Lüks malikanelerdeki zengin insanların holdinglerdeki hayatları, aşıkların arasına girmeye çalışan kötüler, geçmişi esrarengizce kesişen insanlar, entrika değil. E tabiiki epik 1-2 aşk, o kadar da olsun di mi^^

Ayrıca oldukça tatmin edici bir de sonu vardı. Şok mu? Şok cidden.


Dizi bitince ilk şunu düşündüm. Bu diziyi lisedeyken izleseydim kesin tıp okurdum^^ Yani of yakışıklı askerlerle tanışırdım fantazisi değil tabii ki ütopik bir şey o. Ama gönüllü olarak kampa gitmeleri, yardıma ihtiyacı olanlara koşulsuz koşmaları çok hoşuma gitti, bambaşka bir deneyim ve tatmin duygusu olsa gerek. Zaten be hep böyle 'savaş olsa ben gider yardım ederim' falan diye yüksekten atan bi tip oldum. Sıkıcı hayatıma o heyecan bi çekici geliyor sanırım. Haaaaa bu sırada yakışıklı bi asker çıkar karşına aşık olursun orasını bilemem ben, Allah bilir yani bonus olur ne diyim hahahahha ^-^


Çok uzun ve bol fotolu bi post oldu ama daha aklımda kalan yazmadıklarım ve koyamadığım fotoğraflar var öyle diyim size yani.

Neyse efendim, 1-2 ay içerisinde sindire sindire tekrar izleyeceğimden eminim bu diziyi. O kadar sevdim. Siz de izleyin. Siz de sevin^^

Ah unutmadan, dizinin 3 tane de yeme de yanında yat özel bölümü var. Film şeridi gibi gözünün önünden geçmeyi şeetmişler bize^^ Yani mükemmel senaryo ve oyunculardan sonra güzel bir son ve bir de özel bölüm mü? Koreli senaristler, yapımcılar çıldırmış olmalı!!!!

7 Mayıs 2016 Cumartesi

İzledim: Please Come Back, Mister


Hayatını bir gangster olarak geçirmiş ama artık namuslu yaşamaya çalışan  Han Gi Tak ve aşırı çalışmak yüzünden ailesine hiç vakit ayıramayan Kim Young Soo çeşitli sebeplerle ölürler. Çok çirkin olan Young Soo yakışıklı bir adamın vücudunda, aşırı erkeksi ve maço olan Gi Tak ise fıstık gibi bir kadının vücudunda geri dönüp 2 aylık sürede dünyada yarım kalan işlerini tamamlama fırsatı bulurlar. Bu sırada hem ihlal etmemeleri gereken kurallar vardır hem de onlar öldükten sonra her şey o kadar karışmıştır ki üstesinden gelmek çok ama çok zor olur. 


Öncelikle dizi ile ilgili nasıl fikir versem bilemiyorum. Başlarda cidden hayal kırıklığına uğrayıp sıkıldım. Elim sık sık ileri sarma tuşuna gitti. Beklentilerimi hiç karşılamadı ama dizi ilerledikçe yola yanlış beklentilerle çıktığımı farkedip kendimi kaptırdım. Sevdim mi? Sevdim sonuçta ama yine de çok değişik diyorum siz ne anlarsınız bilemem.


Öncelikle dizinin oldukça kalabalık ve profesyonel bir kadrosu var. Her karakter ayrı ayrı güzel kurgulanmış ve hikayeleri ayrı ayrı dikkat çekici.


Diziyi izlenilecekler listeme eklemem sebebim: Rain. Şarkılarına, sesine bayılıyorum. Sadece sesine değil, cismine ve hatta ismine de bayılmamak elde değil sanırım^^

Öncelikle Rain bu dizide oldukça başarılı bir oyunculuk göstermiş bence. Bu kadar yakışıklı ve karizmatik bir adam olmasına rağmen 'çirkin bedene sahip bir ruhun girdiği yakışıklı adam' rolünü mükemmel bir şekilde canlandırarak, karizmanın 'k'sinin yanından geçmeyerek oldukça şebek ve abartılı hareketler sergilemiş. Dizide kalbimizi yerinden çıkaran, midemizde kelebekler uçuran klasik bir jön değil, birbirinden saçma hareketleri olan, komik mimiklerle konuşan, korkak, yakışıklı bedenini nasıl kullanacağından emin olmayan düşük özgüvenli bir adam. Bu adam bana çok güzel geçti, çok beğendim.


Bir diğer oyunculuk, yüzüne pek aşina olmadığım Oh Yeon Seo'dan geldi. O da fıstık gibi bir kadının bedenine sıkışmış bir gangsteri canlandırıyor. O zarif bedenle oldukça kaba saba hareketlerin, erkeksi konuşmaların üstesinden geldiği gibi şahane de bir komedi katmış. Dizide izlemekten en çok zevk aldığım oyuncuydu. 

Zaten yan roller dahil herkes aşırı göze çarpıcı ve kendi çapında başrol gibiydi.


'Esas başroller' diyebileceğimiz maskeli kahramanlarımız... Sağdaki A Gentleman's Dignity severlerin gözüne kestireceği Kim Su Ro. Beni en çok ağlatan adam oydu. Cinayete kurban gitmesi, arkasında kalan herkesi boynu bükük bırakması ve bunları düzeltmek için bir kadın vücudunda geri dönmesi yetmezmiş gibi bir de kardeşiyle ilgili bambaşka bir hikaye çıktı ortaya. Resmen çile çekmek için gelmiş adam dünyaya çok üzdü beni. Özellikle sonu... Yazarken ağlayabilirim o derece...

Soldaki ise Rain'in asıl bedeni^-^ Kim In Kwon'u daha önce izlediğimi sanmıyorum ama 'çirkin' diyecek kadar da kötü tipi yok bence adamcağzın. En azından insanın içini aydınlatan kocaman bir gülümsemesi var yahu!!!


Hala neden başrollerde izleyemediğimizi anlamadığım gerçekten taş gibi bir hatun olan Lee Ha Nui ve benim kişisel olarak dizide en sevdiğim karakteri canlandıran Lee Tae Hwan oldukça dikkat çekiciydi. Güzel bir ekip oluşturmuşlar.

Özellikle Lee Tae Hwan'ın karakteri, hikayesi, annesinin kim olduğu, araya dereye sıkışmış aşkı beni çok etkiledi.


Güzelliğine genelde hayran olduğum, Cunning Single Lady'de izlemelere doyamadığım Lee Min Jung burada azcık silik kaldı sanki. Hep bi bekledim ki genelde böyle olmuş izleyenlerde, ama cıx olmadı yani. Ezikti.


Dizinin sürprizlerinden birisi sadık sekreter rollerinde alışkın olduğumuz Choi Won Young'un kötü adam olmasıydı. Evet yanlış duymadınız sevimsiz kötü bi adamdı, Gerçi azcık ucundan şapşaldı, zaten sonlara doğru bi düzelme yoluna girdi ama yine de başlarda gözüm hiç alışmadı onun o gıcık hallerine.


Sürprizlerinden birisi dedim. Çünkü dizi çok sürprizliydi. Başlarda sıkıcı olsa da yarısından sonra ters köşelere savurdu bizi. 
İzlemeyenlere büyük spoiler olacak ama Han Gi Tak'ın kardeşini öğrenmesi, Shin Da Hye'nin gerçekten kocasını aldatıp aldatmadığı şüpheleri, çocuğun babası hikayesi, kim kimi öldürdü şoku, kim iyi adam kim kötü adam karmaşası, Choi Seung Jae'nin annesinin kim olduğu derken şok üstüne şok yaşadık. Beni diziye bağlayan en büyük etmenlerden birisi buydu zaten.


Dizideki bu dostluğu izlemek de çok hoşuma gitti. Bir de ikisi arasında geçen bir sahneyi birden ruhların kendi bedenleriyle göstermeleri yok muydu, nasıl güldüm anlatamam. Mesela:


Hihihihihiihihihhihi 


Dizi birbirinden acıklı hikayeleri olan, cidden talihsiz diyeceğimiz karakterlerin etrafından dönüyordu aslında. Ama nasıl yaptılarsa bu ağlak hikayelerin içerisinde o kadar komik sahneler yerleştirmişler ki bol bol güldüm tabi sonra da ağladım aynı bölüm içinde. 

Bunlardan birisi yukarıda bahsettiğim beden değişim sahneleriydi^^


Bol bol Rain sanatı görmek de mümkün dizide kıhkıhkıhkıh^*^


Neticede böhüm böhüm aşk kokan değil, böhüm böhüm sevgi, aile, dostluk kokan bir dizi izledim. Sanırım bu yüzden başlarda bocaladım, pek sevemedim. Rain'den tutkulu aşklar izlemeye alışkınım yaa, öyle bekledim. Ama sonra izlediklerim beni farklı yönleriyle tatmin etti. Sevdim. Bol ağladım, bol güldüm, sonra daha çok ağladım. 


Fazla beklentiye girmezseniz kocaman bir gülümseme ve bol gözyaşıyla izleyebileceğiniz ve %100 garanti ederim ki görebileceğiniz en enteresan senaryoya sahip, en değişik karakter hikayelerini barındıran bir dizi. Ben her zamanki gibi Rain'i izlerken çok büyük zevk aldım ve diğer oyunculara da bayıldım. İyi ki izlemişim diyorum. İyi ki...